2 Aralık 2008 Salı

मुस्तफा असलान किम्दिर?

MUSTAFA ASLAN
MUSTAFA ASLAN 1965’TE KİLİS’TE DOĞDU.GAZİ ORTAOKULU VE GAZİANTEP LİSESİNDE OKUDU.YÜKSEK ÖĞRENİMİNİ CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ-BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI-FRANSIZ DİLİ VE EDEBİYATI’NDA TAMAMLADI.İLK YAPITI SÖZCÜKLERİN DİLİ TUTULUNCA 1986’DA YAYINLANDI.BUNU ÇOCUKLAR İÇİN YAZDIĞI KİTAPLAR İZLEDİ..
BUNLAR:-KINA ÇİÇEĞİ-MAVİŞ VE SANAL BEBEK-UZAYLILAR KIRMIZI BİSİKLETİ KAÇIRDI.-NASRETTİN HOCA’NIN UZAY SERÜVENİ-MAVİLİ KEDİ GAZETECİ- EVLİYA ÇELEBİ İSTANBUL'DA-MAVİŞ BİLGİSAYAR KORSANLARINA KARŞI-İSTANBUL ÇOCUK-PİR SULTANCA-ZAMAN HIRSIZI MAVİŞ-BİLMECE TEKERLEMECE-MAVİŞİ İLE ŞAŞKIN ROBOT-YUNUS EMRE-PİNOKYO İSTANBUL’DA-SİHİRBAZIN ŞAPKASINDAN ÇIKAN SAYILAR-OYUNCAKLAR EĞLENİYOR-OYUNCAKLARIN DÜNYASI-ROBOT KÖPEK BİBOAŞK SESİNİ ARIYOR YAZARIN GENÇLER İÇİN YAZDIĞI İLK ROMANIDIR.1982 SES DERGİSİ,1986 TRT İSTANBUL RADYOSU ÖYKÜ ÖDÜLLERİNİ ALMIŞTIR. MUSTAFA ASLAN'IN İKİNCİ ÖYKÜ KİTABI YAYIMLANDI “KEDİSİZ SEVDA ZAMANLARI” Mustafa ASLAN’ın ikinci öykü kitabı Kedisiz Sevda Zamanları yayımlandı. Kitapta yer alan öyküler günümüze kimi göndermeler yapmakla birlikte dün ve gelecek eksenini barındırmaktadır. Bireyin hesaplaşması havasında anlatılan öykülerde umut hep öykülerin temelinde yer almaktadır. Öykülerde anlatıcı olarak birinci ve üçüncü tekil kişinin yanında ikinci tekil kişi de soluğunu duyumsatmaktadır. Gerçeküstü ile hayalin, bilinçaltı ile somut gerçekçiliğin harman olduğu yeni Mustafa Aslan öykülerinde akıcı ve kıvrak bir anlatım tekniğine sahip olma başarısını yakalamıştır.İlk öykü kitabı Sözcüklerin Dili Tutulunca 1986 yılında yayımlanan Mustafa ASLAN’ın 22 yıl aradan sonra yayımlanan yeni kitabı Kedisiz Sevda Zamanları’nda 15 yeni öykü bulunmaktadır. ASLAN’ın, yayımlanmış aralarında Keloğlan İnternette, Nasrettin Hoca’nın Uzay Serüveni, Pinokyo İstanbul’da, Maviş ile Sanal Bebek’in de bulunduğu otuza yakın çocuk kitabının yanı sıra Aşk Sesini Arıyor adlı bir de gençlik romanı bulunmaktadır.Mustafa ASLAN, Kedisiz Sevda Zamanları (öykü), Bengül Kitaplar Nisan-2008, İstanbul"...Sesizce ulaştığım balkonda kitap okumaya başladım. Mustafa Aslan'ın "Kedisiz Sevda Zamanları" adındaki öykü kitabı. (Bengül Kitaplar, Nisan 2008 İst.) Mustafa Aslan duyarlı bir anlatım tutturmuş. İnsanları ilişkileri içinde, ayrıntıları önemseyen bir bakışla anlatırken içsel gel-gitleri öne çıkarmış. Naif kırılganlıktan kaynaklanan duyarlılıklar, incelikler, yürek sızıları, alınganlıklar, düş kırıklıkları, kendini bastırıp gizlemeye özen gösteren yaşama sevinci, ama hemen yanı başında hüzün. Altını çizdiğim tümceler çok. Aralıklarla okuyorum.Daha sonra öykülere yeniden dönerim..." (Burhan GÜNEL, Şehir (Aylık Kültür ve Sanat Dergisi) sayı:37-Ağustos 2008
“KEDİSİZ SEVDA ZAMANLARI” (*)

Hasan Akarsu

Yazar Mustafa Aslan, 1965 Kilis-Musabeyli-Balıklı Köyü doğumlu. Çocuk kitaplarıyla tanınan yazarın, “Aşk Sesini Arıyor” adlı romanından başka, “Sözcüklerin Dili Tutulunca” adlı öykü yapıtı da bulunuyor. “Kedisiz Sevda Zamanları” yeni öykü yapıtı olup on beş kısa öyküyü kapsıyor. Öykülerin çoğu kesit öykü özelliğini taşıyor. Birkaçı ise olay öyküsü. Yazarın genellikle ikinci tekil kişi ağzıyla yazdığı gözleniyor. İkinci tekil kişi (anlatıcı) kimi kez yazar, kimi kez yazarın sevdiği ya da söz ettiği birisi oluyor.
Yapıta adını veren öyküde anlatıcı karabasan içinde. Gözlerinden birini çıkarıp pencere kenarına koyuyor. Kitaplığından yasak bir kitap alıp bir sözcükle göz göze geliyor. O da yasak bir sözcük. İlkokul üçte okuduğu yıldan anımsadıklarını anlatıyor. Ekmek arası helva defterini yağladığı için öğretmeni azarlıyor. Bir kızın kirli önlüğü tutuşuyor sınıfta. Anlatıcı, bir kedi bulmak istiyor kendine. Bir “kedi” sözcüğü bulmak istiyor. Gözünün birini bıraktığı pencere kenarına koşuyor kapının zili çaldığında. Kimse yok. Adı “kedi” olan bir sözcük gelen.
“Aşırı Dozda Sevgi” almış bir anlatıcıyla karşı karşıyayız. Yaşadıkları gizli bir tarih olan, kanatları kırılan, geçmişinden kaçamayan bir anlatıcı, belleğindeki tüm kayıtları silmeye çalışıyor:”Unutturmaya çalışmışlardı ‘seni’ sana. Belleğindeki tüm kayıtları silmek istemişlerdi. Ne kadar çiçek, kuş, balık adı varsa silmeni istiyorlardı yüreğinden. Unutturmak ve onların yerine başkalarını koymak. Hatta bir süre sonra yadsımanı bekliyorlardı…” (s.10) Kitaplarla baştan çıkmış birisiyle, arkadaşlarını, yiten arkadaşlarını arayıp bulamayan ve susan bir anlatıcıyla karşı karşıyayız. “Zamanın Yitik Kıyılarında” dolaşan, yolda adını “Anka” bildiği bir dişi kuşla araç beklerken konuşan anlatıcı, ona “İnsanları mutsuz eden” şeyleri soruyor ve yanıt bekliyor. Karamsarlığını eleştiriyor. Yüreğiyle yönünü ışıtıyor. Tüm kuşların yok edilişini, Anka’yı sorguluyor ve onu “mutluluğun güneşini tutan bir kuş” olarak görüyor, seviyor.
“Donkişot’un Çocukları” öyküsünde anlatıcının iç konuşmalarına, sevgilisine ve insancıl değerlere sahip çıkma isteğine tanık oluyoruz. Donkişot’un çocuklarından olmanın mutluluğunu yansıtıyor bize olay kişisi:”…Evet Donkişot’un çocuklarındanım. Adresim…Sözlerini bitirir bitirmez, elinle kapatmak istemiştin, sırt çantası üzerindeki dizeleri. Bütününü kapatamamıştın şiirin. Birkaç dizesi okunuyordu. ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür…’ Ah, bir zamanlar, bu dizeler ağaçların dallarına asılırdı, hem de en güzel çiçeklerle yazılarak.” (s.17) Anlatıcı, sevgilisiyle iletişim kurmakta zorlanan, kendini bile tanımayan birisi. Şiirsel bir anlatımla insanın yalnızlığına değiniyor. “Sivas’ın Gülleri Açtı” öyküsünde Madımak Otel’de yakılan aydınları anlatıyor, kent insanının yaşama bağlılığını, insan sevgisini. Camide tezgahlanan cihat çağrılarını anlatıyor. Kent halkının uykuları kaçıyor. Yangından, ölümlerden sonra bugün “gül açıyor her yan”.
Sevgiliye yazılan bir mektuptaki yakınmalar, sevgiliyi eleştirme, sevgiliye gönderilen gözyaşları ve yanıtsız kalmanın hüznüyle aşkın kentine yapılan yolculuk anlatılıyor öykülerde. Bir ilçenin en büyük anayolunun öyküsünde, anayolun yaşadıkları, gördükleri yansıtılıyor. Önceleri köhne olan anayola sonra kaldırım taşları döşeniyor, daha sonra asfalt dökülüyor. Üzerinden geçen kaçakçıları, vurulup ölenleri anlatıyor anayol, anayol konuşuyor öykü boyunca. Kızının geleceği için kaçakçılık, sırtçılık yapan gencin öldürülmesine, hastaneye götürülmesine ilgisiz kalınmasına tanıklık ediyor. Yazar, “Larissalı Kız” öyküsünde, Atina’dan Selanik’e trenle yaptığı yolculukta, bir kıza tutulduğunu anlatırken, Türk-Yunan kardeşliğini, barışını düşlüyor. “Sırdaşım Bez Bebek”, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yaşanan çok eşli evliklere tepkinin öyküsü. Kızın, iki kadınla evli bir adamın üçüncü eşi olmamak için verdiği uğraşısı, bir bez bebekle konuşup dertleşmesi anlatılıyor. “Satılık İlişkiler”de yazar, sözcüklerin gücünü anlatıyor. Sözün en büyük büyü olduğunu belirtiyor. Sözcüklerden “zafer takı” yaparak, insan ilişkilerini satılığa çıkaranlarla alay ediyor. “Yüz Gram Aşk”ta bir kente gizli aşkını görmeye gidişini anlatırken, “Köçek” öyküsünde, Kilis’te, (il olmadan önce) bir köçeğin başına gelenleri anlatıyor. İnsanın acımasızlaştığına, yabancılaştığına tanık oluyoruz. Yazar, “Bir Aşk Sığınmacısı” olarak çıkıyor karşımıza. Çocuk yaşlarda yaşadığı aşklarını arıyor. Sonra 12 Eylül’de yaşananları, aşkını yitirişini anımsıyor. “Ünlü Bekar” öyküsünde Gaziantep’ten görünümler yansıyor. Anlatıcı, çocuk kitapları aldığı sokakta tanıştığı arkadaşını anlatıyor. Bilet satışı yapan, gittiği kahvede bilim tartışmalarına katılan, annesiyle yaşayan, annesinin azarladığı, küçümseyip dövdüğü “Ünlü Bekar”, her şeye karşın annesinin ölümüne ağlıyor.
Yazar Mustafa Aslan, öykülerini sözcüklerle oya gibi işliyor. Şiirsel bir tatla okunan öyküler yazıyor. Öykülerinde insan sıcaklığını, insan sevgisini arıyor. Barış içinde, sevgiyle yaşanan, sömürüsüz bir dünya düşlüyor.

(*) Kedisiz Sevda Zamanları- Mustafa Aslan, Bengül Öykü, Nisan 2008EVRENSEL KİTAP-EKİM 2008
kardeş sitelerbenguledebiyat.tr.gg/
http://penbetokluoglu.tr.gg/
http://resimsergilerinden.tr.gg/
http://kadirincesu.tr.gg/www.yilmazucar.com

http://bengulcocuk।tr.gg/http://nasrettinhoca2055.tr.gg/
http://maslan2055.tr.gg/http://keloglaninternette.tr.gg/http://cocuksu2055.tr.gg/http://mavisler2055.tr.gg/MAV%26%23304%3B%26%23350%3B.htmhttp://edebiyatdergisi2055.tr.gg/bir-yazar-portresi-d-Mustafa-ASLAN.htmhttp://www.gaziantephakimiyet.com/koseyazari.php?id=675http://sekeroglan2055.tr.gg/http://ked2055.tr.gg/http://asksesi2055.tr.gg/http://yued2055.tr.gg/http://cocukluk2055.blogspot.com/http://itiraf2055.tr.gg/ http://itiraf2055.blogcu.com/http://ORHANKEMAL2055.TR.GG/http://yued2055.blogcu.com/© Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Dört Güzeller

İskender Pala'nın Dört Güzeller adlı yapıtından:........
İSTANBUL VE SU
Evliya Çelebi “Seyahatname”sinde İstanbul’un sularının tadını öve öve bitiremez.
Pala, Dört Güzeller’den biri olan Su ile ilgili bölümde, İstanbul’un Suları” konusunda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı yapıtına başvuruyor. Tanpınar’ın yapıtının başlangıcında İstanbul’un sularının övgüsüyle başlıyor.
Pala’nın İstanbul’a su getirilmesi konusuna değindiği “KIRK ÇEŞMEDEN TAKSİM MAKSEMİ’NE” adlı bölümde kanuni Sultan Süleyman’ın ve Mimar Sinan’ın İstanbul’a su getirme çabalarını anlatıyor.
“Mimar Sinan, bu inşaatta tam dokuz yıl çalıştı ve yaptığı bentlerden şehirde tam kırk çeşmeden su akıttı. Kırk çeşmeye su getiren kanal İstanbul’un üç su şebekesinden biriydi.” (s.s. 188-189)
Buraya kadar aktardıklarımız sadece su konusunda yazdıklarıydı Pala’nın. Ya toprak hava ve ateş konusunda İskender Pala’nın bu ilginç yapıtında yer alanları okumamak olur mu?

*İskender Pala, Aşkname, Kapı Yayınları-İstanbul
*İskender Pala, Dört Güzeller, Kapı Yayınları-İstanbul

İSTANBUL HİKAYELERİ


İSTANBUL HİKAYELERİ
İstanbul Hikayeleri'ni hazırlayan Serdar Soydan 1980 doğumlu. Lisans eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Sinema TV bölümünde tamamladı. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yüksek lisans eğitimine başladı.Serdar Soydan İstanbul Hikayeler adlı yapıtında belki kimimizin bildiği, daha önce duyduğu hikayeleri bir araya getirmiş.
ARAŞTIRMACILAR VE HİKAYELER İstanbul Hikayeleri adlı yapıtta yer alan hikayeler daha önce farklı araştırmacılarca kimileyin Halk Edebiyatı, kimileyin Divan Edebiyatı'ndan tasnif edilmişlerin arasından alınmış. Bu araştırmacılar arasında Pertev naili Boratav, Şükrü Elçin, Mustafa Nihat Özön, Agah Sırrı Levend, Hasibe Mazıoğlu,Özdemir Nutku, Fuat Köprülü, Hasan Kavruk, Pakize Aykaç… adlarını sayabiliriz.İstanbul Hikayeleri'nin tam olarak ne zaman yazıya geçirildiği bilinmemektedir, kökenlerinin meddah anlatıları olduğu sanılsa da. Birçok kez yazılan, anlatılan, yazılan, okunan, yeniden yazılan hikayelerin her araştırmada ortaya yenileri çıkmıştır. Bu konuda da araştırmacıların değişik görüşleri olduğunu belirtmeden geçmeyelim.Bu yapıtta yer alan hikayelerden Hikaye-i Sipahi Şadan ve Duhter-i Acuze ve Hikaye-i Evhad Çelebi yazma, öteki dört hikaye ise basma halinde bulunmaktadır.İstanbul Hikayeleri'nin kahramanları çoğunlukla sıradan kişiler olduğu gibi, olaylar da sıradandır olağanüstü bir şey yoktur.
SİPAHİ ŞADAN VE ACUZE'NİN KIZI HİKAYESİ'NDEN…"…Etrafına baktı. Çıktığı yerde bir değirmen vardı. Değirmencinin işini bitirip suyu kesmek için dışarı çıktığı bir zamanda oraya çıkmıştı. Kadın değirmenciyi görünce, "Baba bu yana gel!" diye seslendi. Değirmenci la havle çekerek etrafına bakıp kadının karaltısını görüp yanına gitti. Yaklaştıkça pislik kokusu dimağını kapladığından, "acaba b ne çeşit bir kadındır?" diye merak edip daha yakına geldi. Ateşi önüne tutup bütün vücudu pislikten bir heykel görüp, "Söyle kimsin, eğer cinli isen bari doğru söyle," deyince kadın, "Aman baba lütuf eyle, başımdan bir iş geçti, beni tuvalete attılar, Allah beni kurtardı, şimdi buracıktan dışarı çıktım, senden dilerim ki beni evime götür, ölünceye dek sana minnettar olurum" dedi." (s.82)… "
Yukarıda kısa bir alıntı yaptığımız Sipahi Şadan ve Acuze'nin Kızı Hikayesi, Evhad Çelebi Hikayesi, Cevri Çelebi Hikayesi, Hançerli Hanım Hikayesi, Tayyarzade Hikayesi, Tıfli ile İki Birader Hikayesi'nin hem sadeleştirilmiş hem de orijinal metinlerine yer verilmiş kitapta.İstanbul Hikayeleri sadece İstanbul'u ilgilendiren hikayeler değildir. Bu kültürümüzün önemli bir parçası olan metinlerdir. Çoğunun sözden yazıya geçmesini büyük bir kazanç olarak görüyorum.Serdar Soydan'ı bu çalışma için kutlarım. İstanbul Hikayeleri'ni yayımlayan Kapı Yayınları da kültürümüze önemli bir katkıda bulunmuş.
*İstanbul Hikayeleri, Derleyen: Serdar Soydan, Kapı Yayınları, 2008-İstanbul

İSTANBUL CEHENNEMİ*


İSTANBUL CEHENNEMİ*

İstanbul Cehennemi, bu kentin yaşamını etkileyen önemli yangıları anlatan bir kitap. Öyle ki yangına “ejder” lakabını bile takmışlar.
İnşaat alanında kullanılan malzemelerin yanında iletişim ve yangın söndürme araç gereçleri bugünkü kadar gelişmemiş.
Kitap sadece İstanbul yangınlarını anlatmıyor. Kentle ilgili ekonomik, sosyal ve siyasal konulara da değiniyor.
TULUMBACI KÜÇÜK DAVİT
Bugünkü itfaiyenin benzeri bir kuruluş olan Tulumbacıları Küçük Davit adında birisi kurumuştur. Küçük Davit aslında Fransızdır. Çocukluğu Hollanda’da geçmiştir. Daha sonra ailesiyle İstanbul’a gelmiş, Osmanlı hizmetine girmiştir. Osmanlı hizmetine girdikten sonra Davut adını almıştır. Osmanlı Deniz Kuvvetleri’nde görev yapmıştır. Tulumbacılığı Fransa’da öğrenmiş olan Davit benzer bir kurumu da Osmanlı’da oluşturmuştur.
Kitapta tulumbacıların giyimleri, attıkları naralar, tulumbacı reisleri…
CİBALİ VE CÜBBE ALİ
Kitapta Cibali adının Ceb Ali adlı bir kişinin adından geldiğini ayrıntılarıyla anlatmaktadır yazar.
“Kendisine Cübbe Ali denmesinin sebebi de at çulundan bir cübbe giymesiymiş. Cübbe Ali, Fatih’le İstanbul muhasırasında (kuşatmasında) bulunmuş. Orduda ekmekçibaşlığı yapmış ve…” (s.s. 19-20)
Cibali’nin ünlü sekiz yangınını bir bir anlatır. Cibali’de ilk yangın 1633 yılında olmuş. Bu yılın temmuz ayı yazarın anlattığına göre İstanbul halkının çılgınca eğlendiği bir aydır.Dördüncü Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed doğmuştur. Bizans zamanında boş bir arsa olan Kandilli’de ” mum donanmaları ve fişek şenlikleri” Boğaziçi’nin her iki tarfına da uzanıyormuş. Haliç binlerce sandalla dolmuş.- Lütfen gözlerinizin önünde böyle bir görünümü gözünüzün önünde canlandırınız.- Halk sabahlara kadar uyumayıp şehzadenin doğumunu kutluyormuş.
YANGIN BAHANE YAĞMA ŞAHANE
Niyazi Ahmet Banoğlu’nun İstanbul yangınlarını anlattığı kitabını okurken yangın ve yağma bağlantısını da göreceksiniz. Yangın olduğu zaman binlerce insan birikir, kimileyin yüzlerce evin yandığı, yüzlerce insanın öldüğü. Kimileri yangının söndürülmesine yardım etmeye çalışırken, kimisi sadece izlerken kimileri de yağma peşindedir.
“Zahire pazarlarının yanması büyük bir hadiseydi. İstanbul’un her semtinden buraya koşan yüzlerce insan, ateşi söndürmeye değil, çuval çuval eşya taşımaya çalışıyorlardı. Buna kimse de mani olamıyordu.” (s.140)
Hatta bu yağmalardan kimilerine yeniçeri ağalarından, baltacılardan katılanlar da olur. Tıpkı Hocapaşa ve Baltacılar Odası yangınları sırasında olduğu gibi…
“Yeniçeri ağası pirinç kıtlığı olacak diye hücum etmiş.” (s.135)
“Ağalarının köşkünde yangın çıktığını gören Eskisaray baltacıları köşkün etrafını kuşattılar. Baltacılar bu bayram günü konağın zikıymet (değerli) eşyalarından birkaç şey kaçırabilmek hevesindeydiler.” (s.85)
Yangınlar bahane edilerek artırılan yiyecek fiyatlarına değinmeden edememiş, N. Ahmet Banoğlu.
“Mercimeğin kilosu iki kuruşa çıktı. Garaiptendir.
Yalnız mercimek değil her şey… 1652 senesi Temmuzu’nda Sebze Hali’nde mekilat ambarlarında çıkan bu yangın bütün bir şehrin zahire ambarlarını kömür yığını haline getirdi.” (s.27)
KADIN PALASINI ÇIKARIRSA…
Hocapaşa İstanbul’un en işlek yeridir, o yıllarda. Mısır’dan getirilen pirinçler buralarda boşaltılır ve satılırmış. Bir ara hava şartlarının olumsuzluğu nedeniyle pirinç gelmemiş. Bu günlerde Kasımpaşa’dan gelen kadınlar bir pirinççiyi soymuşlar. Nasıl mı?
“…bir kadın bir pirinççiyi yere yatırarak diğer feracesinin altından palasını çıkarmış, göğsüne dayamış, dükkandaki pirinci boşaltmışlar. “ (s.135)
İstanbul yangınlarının büyüklüğünü ve korkunçluğunu bu kitabı okuduktan sonra kimi sosyal ve siyasal olayları da bir kez daha göreceksiniz.
* Niyazi Ahmet Banoğlu, İstanbul Cehennemi, Kapı Yayınları, Mayıs 2008, İstanbul

SUNAY AKIN'IN TUNCAY TERZİHANESİ'NDEN...




SUNAY AKIN'IN TUNCAY TERZİHANESİ'NDEN...
İSTANBUL
Tuncay Terzihanesi’nde gözümüzden kaçırılan, üzeri örtülen kimi konuları da içeren denemelerin yanında İstanbul üzerine bildiğimiz kimi bilgilere yenilerini de ekliyor.
Sunay Akın birbirinden ilginç denemelerinde İstanbul’u merkez almış. Neyi anlatırsa anlatsın onun kaleminin yolu İstanbul’dan geçmeden duramıyor. “İs” dense hemen “İstanbul” deyiverir. Söze II. Paylaşım savaşı’ndan başlasa da, “Yemeğin Perileri” adlı denemesinde de zınk diye durur. Buyurun İstanbul’un mutfak kültürüne. Baba Cafer, Aygır İmam, II: Abdülhamit,Yahya Kemal bu yazının mutfağa çağırdığı birkaç ad.
Çeşitli kaynaklara dayanarak anlatır, bu kenti; Jules Verne’den Evliya Çelebi’ye kadar uzanır, bilinen birkaç kaynakla sınırlamaz kendini. Şiir Cumhuriyeti ile ilgili anlattıkları Kız Kulesi’nden çok uzağa düşmez. Söz döner dolaşır Kız Kulesi’nin boynuna sarılır, birbirinden sevimli tümceleriyle.
Sözcükleri bu kente çağırır. Örneğin ‘merdiven’ dense… Sunay Akın Yüksek kaldırım’ın merdivenlerine getirir sözü, anlatılmaz bir erişim hızıyla. Rıfat Ilgaz’ın Ahmet Haşim’le alay ettiği, Yüksekkaldırım’ı çıkan postacı İlhami Efendi’yi anlattığı “Bu Merdivenlerden” adlı şiirinden alıntı yapar.
Her fırsatta sözü döndürüp dolaştırıp İstanbul’a getirir. “Masal Bu ya!..” adlı denemesinde Galata Kulesi’nden Kız Kulesi’ne çekilen telin düşsel öyküsünü anlatır.
“Denizin üstüne geldiğinde balıkçıların telin altında ağ tuttuklarını görür. İstanbul’un tüm balıkçı ağları suyun üstünde gerilidir o gece!.. Ve balıkçılar ilk kez denizden değil, gökyüzünden bir şey yakalamak için beklerler.” (s.s. 34-35)
Zeynepkamil Hastanesi’nin öyküsünü, “Aşkın Semti”nde güzel bir müzik eşliğinde sözcükler dans ederken okumaya ne dersiniz? 14 Şubat Sevgililer Günü’yle bağlantı kurulan Zeynep Hanım ve Kamil Bey’in öyküsünü merakla okuyacaksınız.
Umutsuzluğun, çözümsüzlüğün dimağlara yerleştirildiği bir zamanda anlamlı bir deneme kitabı, Tuncay Terzihanesi, umudun ve çözümün insanda olduğunu gösteren. Öteki yapıtlarında olduğu gibi, bu yapıtında da bugünü anlamamıza da yardım ediyor, geçmişten getirdiği fenerin ışığı sayesinde.
aslanmustafa2055@gmail.com

* Sunay Akın, Tuncay Terzihanesi (Deneme), Çınar Yayınları, 2007-İstanbul

istanbul'dan çizgiler



Orhan Kemal’in ardından yayımlanan yapıtlarından biridir, İstanbul’dan Çizgiler. Çizeri Ferit Öngören’le birlikte beş yılda tamamlanabilmiş, bu ortak çalışma. Yapıtı ilk kez (1971) Hayati Asılyazıcı’nın yönettiği Sinan Yayınları’ndan çıkmış.
Ferit Öngören yazdığı önsözde kitabın oluşum ve yayımlanma serüveninin yanı sıra Orhan Kemal’in özgün bulduğu edebiyattan politikaya değin uzanan kimi görüşlerini de aktarmış.
TAŞLITARLA MI, TEKSAS MI?
Kitabın birinci bölümde, yazar o zamanlar İstanbul’un dışında bir yer olan Teksas’ın ilk kuruluş yıllarına benzettiği Taşlıtarla’da bir arkadaşında konuktur. Gece yarısı ev sahibinin verdiği rahatsızlıklara tanık olur. Bunun üzerine İstanbul’da kiralık bir ev aramaya koyulur. İstanbul kazan onlar kepçe kiralık ev ararlar. Bu sırada hepsi de yoksul olan çeşitli insan tipleriyle tanıştırırlar, okuru.
Orhan Kemal’in romanlarında, kenar semtleri anlatırken karşılaştığımız, “…yıkıldım yıkılacak harabeler” gibi tümcelerin yer aldığı ev betimlemelerinin benzerini bu yapıtta da görüyoruz. Çünkü yazar “küçük adam”ların, sıradan insanların dünyasını irdelemiş kiralık ev arama bahanesiyle. Burada röportaj tekniğini kullanır, yazar. Soru yanıt biçimindedir, bu bölümler, ara değerlendirmeler, geçişler olsa da.
Yazar, barınma sorununu yapıtının ağırlık noktası yapmış, özellikle birinci ve ikinci bölümde. Bu bölümlerde okur kendini Orhan Kemal’in bir öyküsünün tatlı tümceleri arasında bir gezide bulacaktır. Kimileyin onun tanıdık roman ya da öykü kahramanıyla karşılaştığınızı sanıyorsunuz. İçiniz içinize sığmıyor. Öykü tadında verilen ara bölümler kentteki değişimi ve sıradan insanın yaşamının değişmeyenlerini ustalıkla çiziyor.
“Kısa Kısa” ana başlığı altındaki üçüncü bölümde on sekiz öykü yer almaktadır. Her öykü İstanbul’da geçiyor, yapıtın bütünlüğüne uygun. Dolmuşta İki Kişi adlı öyküyü okuduktan sonra İstiklal’deki Anadolu Pasajı’na Mehdi Baba’ya kahve içmek için yola çıkmayın, Orhan Kemal’in canlı anlatımına kendinizi kaptırıp.
GURBET KUŞLARI’NIN ÇOCUKLARI
İstanbul’a göç ilk iki bölümde sorgulanmıyor. Hatta bugün de konuşulan göçü önleyici önlemlerden söz edilmektedir.
Orhan Kemal’in Gurbet Kuşları adlı yapıtına adını veren karnını doğduğu yerde doyuramayıp, taşı toprağı altın sandıkları İstanbul’a gelenlerle sıkça karşılaşıyoruz, İstanbul’dan Çizgiler’de. Umurlarında Kurucu Meclis, Anayasa tasarısı filan olmayan bu insanların tek derdi ekmektir. Ekmek peşindeki çoğunluğu rezil bir yaşam sürmektedir, kocaman kentte.
Yazar onlardan biridir. Bu iç dünyalarına girmeyi kolaylaştırır. İçlerindeki özlemlerini, umarsızlıklarını dökerler ortaya. Ancak Anadolu’dan gelip tuttuğunu koparanlar da yok değildir. Bunların sayısı çok ama çok azdır.
Orhan Kemal, Gurbet Kuşları’nı konuk ettiği bölümlerde çocuklara da yer ayırmış. Gurbet Kuşları’nın çocukları da paylarına düşen yoksullukla cebelleşmektedirler, işsiz bir dokumacının çocuğunun anlatıldığı Mantar Tabancası adlı öyküde. Yokluk içindeki, işsiz bir dokumacının oğlunun yabancı birinin verdiği almayı çok istediği mantar tabancasını elinin tersiyle itmesi öyküye duygu yüklemenin yanında yazarın bakış açısının netliğini de okura sunmaktadır, yapıtın başından beri anlattıklarıyla birlikte.
“Başını çevirdi, yüzüme haysiyet dolu bir bakış fırlattıktan sonra çekti gitti. Elimde tabancayla mantarlar, kalakalmıştım.” (s.142)
İstanbul’daki değişimi görebileceğimiz kadar göç olgusunun da sorgulandığı İstanbul’dan Çizgiler dünden bugüne uzanan bir köprü kurmuş sağlam bir dil ve anlatımla.
* Orhan Kemal, İstanbul’dan Çizgiler, 6.Basım:Everest yayınları

İSTANBUL İÇİNDE BİR BOĞAZİÇİ

İSTANBUL İÇİNDE BİR BOĞAZİÇİ

Kapı yayınları İstanbul’la ilgili kitapları ardı ardına yayımlamaktadır. Son yayımlanan kitaplardan birisi de Boğaziçi’yle ilgili, İstanbul İçinde Boğaziçi adını taşımaktadır.
Yapıt yer adlarından geçmişine kadar, yıllar içinde oluşan değişimleri sunmaktadır, her açıdan. Nüfus hareketleri ve buna bağlı olarak oluşan kültürel yapının Boğaziçi dolayısıyla İstanbul kültürüne katkısını görüyoruz.
İstanbul İçinde Boğaziçi adlı yapıt Yeni Tarih Dergisi’nde yayımlanan Servet İskit’in “Boğaziçi’nde Bir Tetkik” adlı incelemesi temelini oluştursa da başka kaynaklarla beslenmektedir. Bunlar arasında dergiler, öykü ve şiirler de olduğunu söylemeliyim, Boğaziçi’ni anlatan. Elbette buralarda imzası olanları da belirtmemiz gerekir. Bunlar.Evliya Çelebi, Boğaziçi Dergisi, Neşet Dereli, G.V.İnciciyan, Hikmet Şinasi,Abdurrahim Cabir Vada, İffet Evin, Hikmet Şinasi Önol, Haluk Y. Şehsuvaroğlu, Ruşen Eşref Ünaydın, Ünal Kurtçu’dur.
Yapıtta yer alan şiirler arasında Hikmet Şinasi Önol, Boğaziçi Şiirleri adlı kitabından alınmış.

“…
Sevdalı yamaçlar yeşilin en güzeliyle,
Süslüydü boğaz kuşlarının nazlı sesiyle.

Bir yanda Bebek Körfezi, bir yanda Hisarlar,
Boynumda O’nun kolları, kalbimde güzel yar
... ” (s.86)


Nahit Gür’ün bir araya getirdiği bu yazılar, öykü ve şiirler okuru Boğaziçi konusunda bilgilendirmektedir.

BOĞAZİÇİ’NİN SINIRLARI

Yapıt Boğaziçi’nin geçmişini irdeliyor. İstanbul’un tarihinden ayrı düşünemeyiz buranın geçmişini. Bizans’ın 1058 yıllık sahipliği zamanında bakımsız kaldığını, adından başlayarak anlatıyor Boğaziçi Tarihçesi adlı bölümde. İstanbul’u almadan önce Türkler Boğaz’a yakın yerlere yerleştiğini öğreniyoruz.
Eski çağlarda Boğaziçi’nin adının Bosporos Thrakikos, en eski halkının da çiftçilik, avcılıkla Thraklar olduğunu belirtiyor.
Kitap sadece geçmişini değil kimi ölçülerine de yer veriyor. Boğazın ölçülerinin yanında sularının derinliğinin değiştiğini de aktarmakla birlikte ortalama derinliğini de veriyor.
“Boğaziçi’nin uzunluğu kuzeyde Karadeniz kapısını teşkil eden Rumeli ve Anadolu Fenerleri arasından Sarayburnu-Kızkulesi arasına kadar devam eder. Tam ortadan geçen çizgi (Tahweg çizgisi) boyunca yirmi dokuz kilometre ve dokuz metredir.” (s.3)

ADIM ADIM BOĞAZİÇİ

Adım Adım Boğaziçi adı verile bölümde Boğaziçi adı verilen bölgedeki yerleşim yerlerinin geçmişinden orada yaşayanlara kadar bilgi vermektedir.
Yazarın bu bölümde tanıttığı yerler şunlardır: Tophane, Salıpazarı ve Fındıklı, Kabataş, Dolmabahçe, Beşikteş, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek, Rumelihisarı, Baltalimanı, Boyacıköyü, Emirgan, İstinye, Yeniköy, Tarabya, Kireçburnu, Kefeliköy, Büyükdere, Sarıyer, Yenimahalle, Rumelikavağı, Boğaz Ağzı (Rumeli Yakası), Boğaz Ağzı (Anadolu Yakası), Anadolu Kavağı, Yuşa Tepesi, Akbaba ve Dereski köyleri, Sütlüce ve Umur Yeri, Beykoz, Kandilli, Vaniköyü, Kuleli, Çengelköy, Beylerbeyi,Kuzguncuk, Üsküdar.
Boğaziçi, okura adım adım gezdiriliyor, geçmiş tarihiyle birlikte.
“Bizanslılar zamanında Baltalimanı’ndan İstinye koyuna kadar uzanan saha büyük bir servi ormanı halindeydi ve servili orman (Kyparades) ismiyle meşhurdu. Bu sebeple Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden önce burasını bir nevi tersane olarak kullanmıştı.” (s.43)

İstanbul’u adım adım gezerken bugünle karşılaştırma fırsatını da yakalamış oluyoruz. Belli bir tarihe kadar Boğaziçi’ndeki değişimleri veren kitap okura zaman içinde bir bellek köprüsü kurma olanağı veriyor.
İstanbul sevdalılarının kitaplığında bulunması gereken bir kitap.

kara istanbul

KARA İSTANBUL

Everest Yayınları İstabul kitaplarına bir yenisini daha ekledi. Editörlüğünü Amy Spangler ve Mustafa Ziyalan’ın yaptığı yapıt Kara İstanbul adını taşıyor.

Kara İstanbul’da yerli ve yabancı yazarlardan on altı öykü yer almaktadır. Öykülerin ortak noktası, editörlerin Doğu ve batı’nın buluşma yeri olarak tanımladıkları İstanbul.

Kara İstanbul kendi içinde dört bölüme ayrılmış öykülerin izleklerine göre. I.Bölüm: Şehvet ve İntikam, II.Bölüm: Sınırları Zorlamak Haddini Aşmak, III:Bölüm:Karanlık Kıyılarda Kuytu Köşelerde, IV.Bölüm: Acı ve İhtilaf.
Kitapta yer alan on altı öykü ve yazarları şunlar: İsmail Güzelsoy- Ateşin Dili,
Feryal Tilmaç-Lodostop, Mehmet Bilal-Üvey, Barış Müstecaplıoğlu-Fazladan bir ceset, Hikmet Hükümenoğlu-Balık Kokusu, Jessica Lutz-Sessiz Sedasız, Algan Sezgintüredi-Cennet Buralarda Bir Yerlerde, Lydia Lunch-Vitriol Yahut Kan Kusturma Felsefesinin Ruhu, Yasemin Aydınoğlu-Aramızdaki, Behçet Çelik Çok Tanıdık Çok Bildik, İnan Çetin-Keskin Boynuz, Tarkan Barlas-Bir Kadın Arıyorum, Rıza Kıraç-Sıradan Gerçek, Sadık Yemni-Yak ve Git, Müge İplikçi-El.
Öykülerin her biri başka bir semtinde geçmekte İstanbul’un. İsmail Güzelsoy’un Ateşin Dili adlı öyküsü Büyükada’da, Feryal Tilmaç’ın Lodostop Bebek’te, Mehmet Bilal’ın Üvey Sirkeci’de, Barış Müstecaplıoğlu’nun Fazladan Bir Ceset Altunizade’de, Hikmet Hükümenoğlu’nun Balık Kokusu Rumelihisarı’nda, Jessica Lutz’un Sessiz Sedasız Fatih’te, Algan Sezgintüredi’nin Cennet Buralarda Bir Yerlerde Şaşkınbakkal’da, Lydia Lunch’un Vitriol Yahut Kan Kusturma Felsefesinin Ruhu Tepebaşı’nda, Yasemin Aydınoğlu’nun Aramızdaki Sağmalcılar’da, Behçet Çelik’in Çok Tanıdık Çok Bildik Fikirtepe’de, İnan Çetin’in Keskin Boynuz Fener’de, Tarkan Barlas’ın Bir Kadın Arıyorum Yenikapı’da, Rıza Kıraç’ın Sıradan Gerçek Levent’te, Sadık Yemni’nin Yak ve Git Kurtuluş’ta, Müge İplikçi’nin El 229 Moda’da geçmektedir.
Öyküler sözünü ettiğimiz yerleri anlatmakla kendini sınırlamamış. Örneğin, İsmail Güzelsoy’un uzam olarak Büyükada’yı seçtiği Ateşin Dili adlı öyküsü çok farklı coğrafyalara götürür okuru. Kimileyin Kahire’de kimileyin de Ürdün’de çok farklı kültür ve kimliklerle iç içe bulursunuz kendinizi.

“Ondan sonraki gün İstanbul’daydık. Tahran, Delhi, Tokyo turları için hazırlığa başlamamız gerekiyordu ancak Nigel’in gelip artık benimle çalışmak istemediğini söylemesini bekliyordum.” (s.12)
Yasemin Aydınoğlu Aramızdaki’nde Sağmalcılar’ı anlatıyor. Bir tutukevinin içerisinde kurulan ilginç bir dünyayı kurgulamış. Mustafa Ziyalan Kara Saray adlı öyküsünde Aksaray’ı anlatmaktadır. Kahramanımızın mezun olduğu Oruç gazi İlkokulu aynı adı taşıyan oturduğu sokak ve apartmanı… Pandelli de Türkiye’den Yunanistan’a göçmüş bir ailenin çocuğu. Öyküdeki 6-7 Eylül olaylarında her şeyi yitirmiş bir başka kahraman. Pandelli’yle görüşen kahramanımızın asıl peşinde olduğu gençliğinde, Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı haberi üzerine başlayan 6-7 Eylül olaylarına katılmış birisidir. Bu kişi daha sonra polis olmuştur, ama işkencecidir. Bu işkenceci hiçbir zaman cezalandırılmadığı için yazar öyküsünde Aksaray’ı anlatır ama öykünün adı Kara Saray’dır.

“Resmi masaya koyup, bir daha iyice baktım. Evet, o. Komiser.6-7 Eylül olaylarının çiçeği burnunda kahramanı. Adam olacak çocuk bokundan belli olur. Daha sonra bıyığını kesmiş. Altın dişi çıkarttırmış “ (s.156)

Editörlüğünü Mustafa Ziyalan ve Amy Spangler’in yaptığı Kara İstanbul adlı yapıt on altı yerli/yabancı yazardan on altı öyküyü okura sunuyor. Dünyanın ekseninde ve öykülerin ekseninde İstanbul var. İyi okumalar.


Kara İstanbul, Editörler: Mustafa Ziyalan ve Amy Spangler, 1. Basım Kasım 2008 Everest Yayınları-İstanbul