2 Aralık 2008 Salı

İSTANBUL CEHENNEMİ*


İSTANBUL CEHENNEMİ*

İstanbul Cehennemi, bu kentin yaşamını etkileyen önemli yangıları anlatan bir kitap. Öyle ki yangına “ejder” lakabını bile takmışlar.
İnşaat alanında kullanılan malzemelerin yanında iletişim ve yangın söndürme araç gereçleri bugünkü kadar gelişmemiş.
Kitap sadece İstanbul yangınlarını anlatmıyor. Kentle ilgili ekonomik, sosyal ve siyasal konulara da değiniyor.
TULUMBACI KÜÇÜK DAVİT
Bugünkü itfaiyenin benzeri bir kuruluş olan Tulumbacıları Küçük Davit adında birisi kurumuştur. Küçük Davit aslında Fransızdır. Çocukluğu Hollanda’da geçmiştir. Daha sonra ailesiyle İstanbul’a gelmiş, Osmanlı hizmetine girmiştir. Osmanlı hizmetine girdikten sonra Davut adını almıştır. Osmanlı Deniz Kuvvetleri’nde görev yapmıştır. Tulumbacılığı Fransa’da öğrenmiş olan Davit benzer bir kurumu da Osmanlı’da oluşturmuştur.
Kitapta tulumbacıların giyimleri, attıkları naralar, tulumbacı reisleri…
CİBALİ VE CÜBBE ALİ
Kitapta Cibali adının Ceb Ali adlı bir kişinin adından geldiğini ayrıntılarıyla anlatmaktadır yazar.
“Kendisine Cübbe Ali denmesinin sebebi de at çulundan bir cübbe giymesiymiş. Cübbe Ali, Fatih’le İstanbul muhasırasında (kuşatmasında) bulunmuş. Orduda ekmekçibaşlığı yapmış ve…” (s.s. 19-20)
Cibali’nin ünlü sekiz yangınını bir bir anlatır. Cibali’de ilk yangın 1633 yılında olmuş. Bu yılın temmuz ayı yazarın anlattığına göre İstanbul halkının çılgınca eğlendiği bir aydır.Dördüncü Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed doğmuştur. Bizans zamanında boş bir arsa olan Kandilli’de ” mum donanmaları ve fişek şenlikleri” Boğaziçi’nin her iki tarfına da uzanıyormuş. Haliç binlerce sandalla dolmuş.- Lütfen gözlerinizin önünde böyle bir görünümü gözünüzün önünde canlandırınız.- Halk sabahlara kadar uyumayıp şehzadenin doğumunu kutluyormuş.
YANGIN BAHANE YAĞMA ŞAHANE
Niyazi Ahmet Banoğlu’nun İstanbul yangınlarını anlattığı kitabını okurken yangın ve yağma bağlantısını da göreceksiniz. Yangın olduğu zaman binlerce insan birikir, kimileyin yüzlerce evin yandığı, yüzlerce insanın öldüğü. Kimileri yangının söndürülmesine yardım etmeye çalışırken, kimisi sadece izlerken kimileri de yağma peşindedir.
“Zahire pazarlarının yanması büyük bir hadiseydi. İstanbul’un her semtinden buraya koşan yüzlerce insan, ateşi söndürmeye değil, çuval çuval eşya taşımaya çalışıyorlardı. Buna kimse de mani olamıyordu.” (s.140)
Hatta bu yağmalardan kimilerine yeniçeri ağalarından, baltacılardan katılanlar da olur. Tıpkı Hocapaşa ve Baltacılar Odası yangınları sırasında olduğu gibi…
“Yeniçeri ağası pirinç kıtlığı olacak diye hücum etmiş.” (s.135)
“Ağalarının köşkünde yangın çıktığını gören Eskisaray baltacıları köşkün etrafını kuşattılar. Baltacılar bu bayram günü konağın zikıymet (değerli) eşyalarından birkaç şey kaçırabilmek hevesindeydiler.” (s.85)
Yangınlar bahane edilerek artırılan yiyecek fiyatlarına değinmeden edememiş, N. Ahmet Banoğlu.
“Mercimeğin kilosu iki kuruşa çıktı. Garaiptendir.
Yalnız mercimek değil her şey… 1652 senesi Temmuzu’nda Sebze Hali’nde mekilat ambarlarında çıkan bu yangın bütün bir şehrin zahire ambarlarını kömür yığını haline getirdi.” (s.27)
KADIN PALASINI ÇIKARIRSA…
Hocapaşa İstanbul’un en işlek yeridir, o yıllarda. Mısır’dan getirilen pirinçler buralarda boşaltılır ve satılırmış. Bir ara hava şartlarının olumsuzluğu nedeniyle pirinç gelmemiş. Bu günlerde Kasımpaşa’dan gelen kadınlar bir pirinççiyi soymuşlar. Nasıl mı?
“…bir kadın bir pirinççiyi yere yatırarak diğer feracesinin altından palasını çıkarmış, göğsüne dayamış, dükkandaki pirinci boşaltmışlar. “ (s.135)
İstanbul yangınlarının büyüklüğünü ve korkunçluğunu bu kitabı okuduktan sonra kimi sosyal ve siyasal olayları da bir kez daha göreceksiniz.
* Niyazi Ahmet Banoğlu, İstanbul Cehennemi, Kapı Yayınları, Mayıs 2008, İstanbul

Hiç yorum yok: